Sitemize eklenmesini istediginiz bölüm, kategori veya kaldirilmasini istediginiz kisimlari yada yapilmasini istediginiz herhangi bir istegi lütfen iletisim bölümünden bize bildiriniz. Her ne amaçla olursa olsun fikirlerinize ihtiyacimiz var. Fikir olmayip farkli konularda (yardim, istek, sikayet) da bizimle iletisime geçiniz lütfen. Hertürlü elestiri ve yorumlarinizi bikmadan usanmadan bekliyoruz. Baska isimiz gücümüz yok:). Any Questions? please use "contact" link to send us e-mail. Batman team

Atatürk’ü Taniyoruz, Peki ya “Mustafa” Nasil Biriydi?
Elinize bir kagit kalem verip, Atatürk’ü anlatmanizi istesek, neler yazardiniz o kagida? Ilkokuldan beri, hakkinda sayfalar dolusu bilgi edindiginiz Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili ne biliyorsunuz gerçekten? “Atatürk”ün lider ruhlu, mücadeleci ve güçlü bir kahraman olduguna süphe yok. Peki ya “Mustafa” nasil biriydi dersiniz? Ne gibi zaaflari vardi? Umutsuzluga kapildigi olur muydu? Hayalleri nelerdi? Aynaya baktiginda kendini begenir miydi? Sevdigi kadin için gözyasi döker miydi? En çok hangi mevsimi severdi?...
Günümüz gençliginin, resmi bayramlarda adi sikça anilan, okul kitaplarinin ilk sayfalari ile devlet dairelerinin duvarlarini süsleyen bir “ikon” olarak tanidigi Mustafa Kemal Atatürk hakkinda çok sey anlatildi yillarca. Ancak hiçbiri “Zübeyde Hanim’in oglu Mustafa”nin iç dünyasini tasvir edemedi bizlere.
Atatürk’ün siyasi ve askeri basarilarinin haricinde, insani yönlerini de ele alan kapsamli bir çalisma yapilamamisti bugüne kadar.
Bu eksikligi hisseden Can Dündar, Atatürk’ün ölümünün 70. yildönümünde, sadece Atatürk’ü degil, “Mustafa”yi da tanimak isteyenler için, özel bir belgesel film hazirladi. 29 Ekim Cumhuriyet Bayrami’nda, Türkiye çapinda gösterime girecek “Mustafa” adli bu çalisma; yeni nesile Atatürk’ü kesfetme imkani sunarken, bizleri de onu yeniden tanimaya davet ediyor.
15 yildir konu ile ilgili çalismalar yapan Can Dündar, 1993 yilinda hazirladigi “Sari Zeybek” adli belgesel ile Atatürk’ün insani unsurlari hakkinda fikir edinmemize yardimci olmustu. Ancak “Mustafa”, Atatürk’ün tüm hayatini mercek altina alan ve onu alisilagelmis formatlarin disinda anlatmaya çalisan bir film.
“Mustafa”yi yazan ve yöneten Can Dündar, bu filmin özellikle yeni kusaga Atatürk’ü daha samimi bir üslupla anlatarak, ona yakinlik duymalarini saglayacagina inaniyor. Bu amaç dogrultusunda, filmde eski, siyah beyaz görüntüler yerine modern animasyon teknikleri kullanilmis.
“Mustafa”nin dikkat çeken diger bir özelligi de, filmin müziklerinin uluslararasi üne sahip müzisyen Goran Bregoviç imzasini tasiyor olmasi. “Atatürk’ün hayatini konu alan bir filmde neden bir Türk besteci ile çalisilmadigi” yönündeki elestirilere su cevabi veriyor Can Dündar: “Sonuçta Atatürk Rumelili bir Balkan çocugu ve Balkan kanini tasiyan bir müzisyenin ona çok daha yakin olacagini hissettim. Onun duygularini çok daha iyi dile getirebilecegini düsündüm. Onun disinda, Goran Bregoviç uluslararasi bir müzisyen. Atatürk'ü dünyaya tanitmakta, böyle bir müzisyen seçiminin yardimci olacagini düsündüm. Ayrica, genlerinde Osmanli izlerini tasiyan bir müzisyen Bregoviç...”
Atatürk’ü en saf haliyle beyazperdeye tasimayi amaçlayan “Mustafa”, film için seçilen isimden de anlasilacagi gibi, yillardir izledigimiz Atatürk belgesellerine kiyasla, daha sahsi bir Atatürk portresi çiziyor. Atatürk’ün kendi sesinden çok önemli konusmalar, kendi fotografçilarinin fotograf arsivleri, duygularini ve izlenimlerini not ettigi not defterlerinden tutun da, yazdigi mektuplara kadar birçok özel bilgi “Mustafa” belgeselinde seyirci ile paylasiliyor.
Atatürk’ü sadece bir lider olarak degil, herseyden önce bir “insan” olarak tanimak ve zaferlerle dolu yasantisinda sergiledigi insani durusu gözlemleyerek, kendi hayatiniza dair dersler çikarmak için “Mustafa”yi izlemenizi öneriyoruz.
‘Mustafa’nin Hazirlik Asamasi
• Film için Cumhurbaskanligi ve Genelkurmay Baskanligi arsivleri basta olmak üzere, yerli ve yabanci pek çok arsiv özel izinle açildi.
• Atatürk’ün daha önce görülmemis fotograflarina, hatiralarini yazdigi not defterlerine, yakinlarina yolladigi çok özel mektuplarina, günlügüne ve elyazmalarina ulasildi.
• Çekim ekibi Atatürk’ün ayak bastigi Selanik’ten Manastir’a, Sam’dan Berlin’e, Sofya’dan Karlsbad’a kadar her cografyaya giderek; onun hayatini yerinde görüntüledi.
• Genis ve deneyimli bir kadro, Atatürk’e dair yazilmis kitaplari, yerli - yabanci basini ve diplomatik yazismalari tarayarak, onlardan sahici, objektif ve sicak bir hayat hikayesi anlatmaya çalisti.
• Ondan kalan esyalar, onu anlatan anilar, çalistigi karargahlar, yasadigi evler, geride biraktigi belgeler, sevdigi sarkilar ve söyledigi sözler titizlikle derlendi.
Hazirlayan: Serkan Tavsanoglu

Ülkemizde "Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi" ismi ile 16 Ocak 2009'da vizyona girmesi planlanan, basrolllerinde Brad Pitt ve Cate Blancett'in yer aldigi "The Curious Case of Benjamin Button" adli filmin yepyeni fragmani Sinemalar.com’da yayinda.
Film hakkinda bilgi almak için tiklayin.

Bu yil dördüncüsü gerçeklestirilecek olan Fest-i Kült / AFSGD Kültürlerarasi Film Festivali, festival kapsaminda ilk kez düzenlenecek film yarismalari ile daha canli bir akisla, 14-20 Kasim 2008 tarihleri arasinda Ankara Kizilay Büyülü Fener Sinemasi’nda, sinemaseverler ile bulusmayi hedefliyor.
Festival sirasinda gerçeklestirilen “Film nasil çekilir?” ve “Ankara Kültür Avi” baslikli atölye çalismalariyla, sinemaseverlere bire bir film çekme keyfini yasatan festival, bu özelligi ile Ankara festivalleri arasindaki farkini da ortaya koyuyor.
Üç yildir gerçeklestirilen festival, iki yil önce 27-28 Ocak 2007 tarihlerinde Alaska ABD’de düzenlenen yan proje ile sinirlarin ötesine açilmayi da basarmisti.
Fest-i Kült 4 Etkinlikleri:
Ödül Töreni ve Açilis Kokteyli: 13 Kasim 2008
Film Gösterimleri: 14-20 Kasim 2008
Film Nasil Çekilir Atölye Çalismasi: 15-16 Kasim 2008
Ankara Kültür Avi Atölye Çalismasi: 17-19 Kasim 2008
Kapanis Partisi: 20 Kasim 2008
Festival hakkinda detayli bilgi için: www.festikult.com

Dünyanin en prestijli sinema dergilerinden Empire'in, tüm zamanlarin en iyi 500 filmini belirlemek üzere düzenledigi ankette, 1972 yili Francis Ford Coppola imzali, 3 Oscarli "Godfather" (Baba) tüm zamanlarin en iyi filmi seçildi.
Empire'in internet sitesindeki habere göre, 10 bin Empire okurunun, sinema dünyasinin ünlüleri ve elestirmenleriyle birlikte katildigi anketin sonuçlari, Coppola ve Steven Spielberg'in ikiser filmini ilk ona yerlestirdi. Listenin sonunda yer alan tüm zamanlarin en iyi 500'üncü filmi ise "Ocean's Eleven".
Iste Listedeki Ilk 10 Film
1. “Godfather” (Baba)
2. “Raiders of the Lost Ark” (Kutsal Hazine Avcilari)
3. “Star Wars-The Empire Strikes Back” (Yildiz Savaslari-Imparator)
4. “Shawshank Redemption” (Esaretin Bedeli)
5. “Jaws”
6. “Goodfellas” (Siki Dostlar)
7. “Apocalypse Now” (Kiyamet)
8. “Singin’ in the Rain” (Yagmur Altinda)
9. “Pulp Fiction” (Ucuz Roman)
10.”Fight Club” (Dövüs Kulübü)

Ipek Yolu Film Festivali kapsaminda düzenlenen Ulusal Altin Karagöz Kisa Film Yarismasi’na basvurular sürüyor. Diyalogsuz kisa filmlerin katilabilecegi yarismanin son basvuru tarihi 10 Ekim 2008.
Bursa Büyüksehir Belediyesi’nin 28 Kasim - 04 Aralik 2008 tarihleri arasinda düzenledigi 3. Uluslararasi Bursa Ipek Yolu Film Festivali, ‘Ulusal Altin Karagöz Kisa Film Yarismasi’ ile kisa film çeken sinemacilari desteklemeye devam ediyor. Bu yarisma ile Türkiye’de kisa film üretimini özendirmeyi ve kisa filmin gelisimine katkida bulunmayi hedefliyor.
Daha önce 3 Ekim 2008 olarak duyurulan, Türkiye’nin ilk diyalogsuz kisa film yarismasinin son basvuru tarihi, kisa filmcilerden gördügü yogun ilgi üzerine 10 Ekim 2008 tarihine uzatildi.
‘Ulusal Altin Karagöz Kisa Film Yarismasi’nin diger kisa film yarismalarindan ayrilan özelligi, hikâyelerini diyaloglarla anlatmak yerine, sinemanin görsel gücünü kullanarak anlatan diyalogsuz filmlerin yarisacak olmasi.
Festivalin bu bölümünde ön elemeyi geçen toplamda 10 film ‘Altin Karagöz Ödülü’ için yarisacak ve birinci gelen kisa filmin sahibi ‘8.000 YTL Para Ödülü’nü almaya hak kazanacak.
01 Ocak 2007 tarihinden sonra çekilmis, diyalog ve dis ses gibi sözlü ifade içermeyen ve 20 dakikayi asmayan, yönetmelikte belirtilen özelliklere uygun olan kurmaca filmlerin katilabilecegi yarismaya, tüm amatör ve profesyonel kisa filmciler basvurabilir.
Yarismaya katilmasi uygun görülen ve ön elemeden geçen filmler 20 Ekim 2008 tarihinde yarisma sahiplerine ve basina duyurulacak. Birinci gelen filmin sahibi ödülünü Bursa Belediyesi Merinos Kültür Merkezi’nde yapilacak festival kapanis gecesinde alacak.
Katilimcilar yarisma ile ilgili ayrintili bilgiye ve katilim formlarina festival merkezinden ya da festivalin www.ipekyolufilmfest.com web adresinden ulasabilirler.

Haluk Bilginer ve Özgü Namal, “Polis”ten sonra yine Onur Ünlü'nün yönettigi “Günesin Oglu” adli komedi filminde bir araya geldi. Çekimleri tamamlanan filmde Haluk Bilginer ve Özgü Namal’in yani sira Bülent Emin Yarar, Hümeyra, Köksal Engür, Ahmet Kural, Tansu Biçer, Görkem Yeltan ve Burçin Yildirim gibi taninmis oyuncular rol aliyor. Film, Günes'in oglu oldugunu ögrenen ve ruhu çevresindeki insanlarin bedenlerine girip girip çikan Fikri Bey’in komik hikayesini anlatiyor.
07 Kasim 2008’de vizyona girecek “Günesin Oglu” filminin senaryosunu da imza atan Onur Ünlü, filmini fantastik mavra olarak tanimliyor. Eylül ayinda çekimleri tamamlanan film komik ve eglenceli olmasinin yani sira sasirtici ve zeki bir yapim olarak dikkat çekecege benziyor.
Filmin Konusu:
Bütün hayatini bir mucize bekleyerek geçiren Fikri Semsigil, sonunda bu mucizeyi yasar ve 'Günesin Oglu' oldugunu ögrenir. Fakat yasadigi mucize, düsündügünün aksine Fikri Bey'in hayatini alt üst eder. Fikri Bey'in ruhu artik, çevresindeki insanlarin bedenlerine girip çikmaktadir. Ve sonunda Fikri Bey, bu kez, yillarca bekledigi mucizeden kurtulmak için, gerçeklerin pesine düsmek zorunda oldugunu anlar. Olaylar çigirindan çikmistir. Peki, karsi apartmandaki komsusu dünyalar güzeli kiz ne olacaktir?

Yaklasan yeni sinema sezonunun habercisi olan Filmekimi bu yil da Sundance, Berlin Cannes, Venedik gibi saygin festivallerde ilgiyle karsilanan ödüllü filmlerden ustalarin merakla beklenen son yapitlarina, 21 filmden olusan programiyla 7 gün boyunca Beyoglu Emek Sinemasi’nda izleyiciyle bulusmaya hazirlaniyor. Filmekimi’nde yine her aksam 21.30 seansinda Türkiye’de vizyona girmeyi bekleyen bir filmin ilk gösterimi yapilacak.
Filmekimi ilk kez düzenlendigi 2002 yilindan baslayarak Istanbullu sinemaseverlerden büyük ilgi gördü ve geçtigimiz yil en yüksek kapasiteye ulasarak 30.000 kisiyle izleyici rekoru kirdi.
Nokia Nseries sponsorlugunda gerçeklesen Filmekimi kapsaminda baslayan Nokia Nseries Kisa Film Yarismasi bu yil da devam edecek.
Bu yil üçüncüsü düzenlenecek olan Nokia Nseries Kisa Film Yarismasi’na basvuru için herhangi bir yas, deneyim, tür ya da tema kisitlamasi bulunmuyor. Nokia Nseries’in “deneyim” kavramiyla bütünlesen yarismada, günlük hayat ve deneyimler birer kisa filme dönüsüyor. Kisa filmlerin herhangi bir kamerali cep telefonu ya da dijital kamerayla çekilmesi yeterli.
Nokia Nseries Kisa Film Yarismasi’nin jürisine bu yil sinema ve televizyondan tanidigimiz yönetmen kardesler Yagmur ve Durul Taylan baskanlik yapacak. 10 Ekim - 31 Aralik 2008 arasindaki basvuru sürecinin ardindan jüri iki asamali yarismanin degerlendirme sürecini baslatacak. Yarismanin finalistleri birer Nokia N96 multimedya bilgisayari, ilk üçe girenler ise para ödülü kazanacaklar. Ayrica ilk üçe giren filmler, 4 -19 Nisan 2009 tarihleri arasinda düzenlenecek olan 28. Uluslararasi Film Festivali kapsaminda gösterilecek.
Cannes Film Festivali’nin En Çok Ses Getiren Filmleri Filmekimi’nde
• VICKY CHRISTINA BARCELONA / Woody Allen
Woody Allen’in Mayis 2008’de Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyeri yapilan son filmi “Vicky Cristina Barcelona” Filmekimi’nin gala filmlerinden. Barselona’da geçen ve kadin-erkek iliskileri, ask, gençlik ve cinselligi konu alan bu sicak ve eglenceli filmin basrollerinde Woody Allen'in gözde oyuncusu Scarlett Johansson’un yani sira Oscar ödüllü Javier Bardem ve Penélope Cruz yer aliyor.
• KÖRLÜK / BLINDNESS / Fernando Meirelles
“City of God / Tanrikent” filminin Brezilyali yönetmeni Fernando Meirelles’in Cannes Film Festivali’nin açilisini yapan son filmi “Blindness / Körlük”, Filmekimi’nin galalarindan. Nobel ödüllü yazar José Saramago’nun dilimize ayni adla çevrilen romanindan uyarlanan filmin senaryosu, 2005’te Istanbul Film Festivali’nde Altin Lale için yarismis olan “Childstar / Çocuk Yildiz” filminin yönetmeni Don McKellar’a ait. Herkesi kör eden bir salgininin hizla yayildigi modern bir kentte salgindan etkilenmeyen bir kadinin öyküsünü anlatan filmin basrollerini Julianne Moore, Danny Glover, Gael García Bernal ve Sandra Oh paylasiyor.
• SINIF / ENTRE LES MURS / THE CLASS / Laurent Cantet
Filmekimi programinda, Festival seyircisinin “Insan Kaynaklari”, “Para Yok Zaman Çok” ve “Güneye Dogru” filmleriyle tanidigi Laurent Cantet’nin son filmi “Sinif / The Class” da yer aliyor. Edebiyat ögretmeni François Bégaudeau’nun yari-özyasamöyküsel romanindan uyarlanan film, Cannes’da yarisarak Fransa’ya 21 yil aradan sonra Altin Palmiye kazandirdi. Paris’te bir ortaokulda geçen filmde basroldeki ögretmeni Bégaudeau’nun kendisi canlandirirken filmde gerçek ortaokul ögrencileri rol aliyor.
Usta Yönetmenlerin Son Filmleri Filmekimi’nde
• PALERMO SHOOTING / Wim Wenders
Alman usta Wim Wenders’in Cannes’da yarisan son filmi “Palermo Shooting”, metafizik ögelerle bezeli bir gerilim. Dünyaca ünlü bir fotografçinin Düsseldorf’tan Palermo’ya yolculugunu konu alan filmde, basroldeki Alman punk grubu Die Toten Hosen’in solisti Campino’nun yani sira Dennis Hopper, Lou Reed, Patti Smith ve Milla Jovovich gibi yildiz isimler de rol aliyor.
• ASHES OF TIME REDUX / Wong Kar-Wai
Büyük usta Wong Kar-wai’nin filmografisinde yer alan tek dövüs sanati filmi 1994 yapimi “Ashes of Time”, antik dönemde Çin’de geçen ask, hafiza ve ölüm üzerine epik bir melodram. Wong Kar-wai, bu bol ödüllü filmine 14 yil sonra geri dönerek filmin kurgusunu yeniledi, renklerini iyilestirdi, müzigini elden geçirdi ve süresini yedi dakika kadar kisaltti. “Ashes of Time Redux” versiyonu, ilk kez bu sene Cannes’da özel bir gösterimde izleyicilerin karsisina çikti. Elestirmenlerin “firça darbeleriyle yapilan bir tablo” diyerek övdügü filmin görüntü yönetmeni Istanbullu sinemasverlerin yakindan tanidigi Christopher Doyle. Filmin kadrosu ise tam bir Hong Kong yildizlar geçidi: Jackie Cheung, Maggie Cheung, Tony Leung, Leslie Cheung…
• GENOVA / Michael Winterbottom
Michael Winterbottom’in son filmi “Genova”, anneleri ölünce hayatlarinda yeni bir sayfa açmak adina babalariyla birlikte Cenova’ya yerlesen iki kiz kardesin öyküsünü anlatiyor. Hem büyümenin hem de kendilerini bulmanin zorluklarini yasayan iki kiz kardesin hayatlari annelerinin hayaletini görmeleriyle daha da karisiyor. Bu dokunakli filmin basrolünde ise baba rolünde Colin Firth var.
* Ayrintili bilgi için festivalin web sitesini ziyaret edebilirsiniz: www.iksv.org/filmekimi

60. Emmy Ödülleri Los Angeles’ta sahiplerini buldu. NTV ve CNBC-e’den canli yayinlanan törende drama dalinda 'En Iyi Dizi' ve 'En Iyi Senaryo' ödülü, e2 kanalinda yayinlanan "Mad Men"’in oldu.
Iste Kazananlar
Drama dalinda En Iyi Senaryo: Matthew Weiner (Mad Men)
Drama dalinda En Iyi Yönetmen: Greg Yaitenes (House)
Drama dalinda En Iyi Kadin Oyuncu: Glenn Close (Damages)
Drama dalinda En Iyi Erkek Oyuncu: Bryan Cranston (Breaking Bad)
Drama dalinda En Iyi Yardimci Kadin Oyuncu: Dianne Wiest
Drama dalinda En Iyi Yardimci Erkek Oyuncu: Zeljko Ivanek (Damages)
Komedi dalinda En Iyi Yönetmen: Barry Sonnefeld (Pushing Daisies)
Komedi dalinda En Iyi Kadin Oyuncu: Tina Fey (30 Rock)
Komedi dalinda En Iyi Erkek Oyuncu: Alec Baldwin (30 Rock)
Komedi dalinda En Iyi Yardimci Kadin Oyuncu: Jean Smart (Samantha Who)
Komedi dalinda En Iyi Yardimci Erkek Oyuncu: Jeremy Piven (Entourage)
En Iyi Mini Dizi: John Adams
Mini dizi dalinda en iyi kadin oyuncu: Laura Linney (John Adams)
Mini dizi dalinda en iyi erkek oyuncu: Paul Giamatti (John Adams)
En Iyi Eglence, Müzik, Komedi Programi: The Daily Show with John Stewart
En Iyi TV Dizisi: Recount
En Iyi Senaryo: Kirk Ellis (John Adams)
Eglence programi dalinda En Iyi Yönetmen: Louis J. Horwitz
En Iyi Reality Yarisma Programi: Jeff Probst (Survivor)

Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfi (TÜRSAK Vakfi) ve Antalya Kültür Sanat Vakfi (AKSAV)’nin isbirligi ile 10–19 Ekim 2008 tarihleri arasinda gerçeklestirilecek olan “45. Antalya Altin Portakal Film Festivali”nin ulusal yarisma filmleri belirlendi.
Festivale bu yil belgesel dalinda 87, kisa metrajli 236 ve uzun metrajli 34 film basvurdu. Bu yil Atilla Dorsay, Mithat Alam, Serap Aksoy, Erkan Aktug, Tevfik Baser, Necip Sarici, Fehmi Yasar, Ziya Öztan ve Muammer Brav’dan olusan ön seçici kurulun izledigi 34 filmden 16 tanesinin, “45. Antalya Altin Portakal Film Festivali”nin Ulusal Yarisma Bölümü’nde yarismasina karar verildi.
Tunca Arslan, Ömer Tuncer ve Ertugrul Karslioglu’nun ön seçici kurulunda yer aldigi belgesel filmlerden ise 27 tanesi bu yil Ulusal Belgesel Film Yarismasi’nda ana jürinin degerlendirmesine sunulacak. Isa Çelik, Alper Maral ve Ihsan Yilmaz’dan olusan Kisa Metrajli Film Yarismasi Ön Seçici Kurulu’nun izledigi 236 kisa metrajli filmden 25’i festivalde yarisacak.
45. Altin Portakal Ulusal Uzun Metraj Yarisma Filmleri
Baska Semtin Çocuklari Aydin BULUT
Üç Maymun Nuri Bilge CEYLAN
Gökten Üç Elma Düstü Rasit ÇELIKEZER
Hayat Var Reha ERDEM
Iki Çizgi Selim EVCI
Son Cellat Sahin GÖK
Gölge Mehmet GÜRELI
Pazar Ben HOPKINS
Ulak Çagan IRMAK
Süt Semih KAPLANOGLU
Gitmek Hüseyin KARABEY
Vicdan Erden KIRAL
Bunu Gerçekten Yapmali miyim? Ismail NECMI
Dilber’in Sekiz Günü Cemal SAN
Pandora’nin Kutusu Yesim USTAOGLU
Nokta Dervis ZAIM
45. Altin Portakal Ulusal Belgesel Yarisma Filmleri
4857 Petra Holzer&Selçuk Erzurumlu & Ethem Özgüven
Adakale Sözlerim Çoktur Ismet Arasan
Agitçi Kadinlar Erdal Özbek& Hüseyin Karaçelik
Anadolu’nun Kayip Sarkilari Nezih Ünen
Abdalligin Binasini Sorarsan Candan Murat Özcan& Haci Mehmet Duranoglu
Bana Bak Ayla Gottschlich
Bir Gençlik Hikayesi Erinç Ulusoy
Bir Roman Nefesi: Ergün Senlendirici Sedat Yapici
Biz Siz Onlar Aylin Eren & Çagdas Kaya
Bossert’in Izinde Müjgan Taner
Breath Cüneyt Birol
Ekmek Denizin Dibinde Ibrahim Yozoglu
Gönlümün Sag Alt Kösesi ZAP Kurtulus Zeydan
Hayatin Ritmi: Aksak Yasin Ali Türkeri
Iskenceye Tolerans Armagan Pekkaya & Umut Kol
Kayip Otobüs Fevzi Tanpinar
Lilit’in Kizkardesleri Emel Çelebi
Mevlana Askin Dansi Kürsat Kirbaz
Nazim’in Küba Seyahati Çagri Kinikoglu & Gloria Rolando
Otel Odalari Sevinç Yesiltas
Pembe Gri Emre Yalgin
Son Kumsal Rüya Arzu Köksal
Son Savasçi M. Cengiz Tünay
Tarihin Hizlandirildigi Ada Can Sarvan
Trans Asya Bingöl Elmas
What About London Riza Kiraç
Yarina Bir Harf Hakan Aytekin
45. Altin Portakal Kisa Metraj Yarisma Filmleri
2 Hit Combo Gökhan Okur
Anoptikon Özgün Dilek & M. Sakir Aslan&Burkay Dogan
Babamin Cennetinde Cenk Ertürk
Bekleyis Altan Yücel
Bir Kaplumbaga ile Tavsan Hikayesi Abdulbaki Yavuz
Butimar Erol Mintas
Darbe Eray Mert
Dilberler’in Dügünü Burkay Dogan
Evladiye Eray Mert
Feryat Caner Erzincan
Gemeinschaft Özlem Akin
Güvercin Taklasi Seyfettin Tokmak
Hüküm L. Rezan Yesilbas
Kafes Erdem Tepegöz
Kagittan Hayatlar Savas Baykal
Müdahale Özgür Görgün
Müzik Defteri Serkan Yildirim
Neden Ben? Mehmet Aslan
Polis Cemil Agacikoglu
Sanat Düsmani Eray Mert
Sardunya Mustafa Emin Büyükcoskun
Sek Serdar Eren
Sah Mat Sila Ünlü
Tutunamayanlar Savas Baykal
Yokus Mehmet Can Mertoglu

ABD'de 14 Temmuz'dan beri gösterimde olan ve su ana kadar 517.8 milyon dolar hasilata ulasan; Türkiye Box Office listesinde de uzun süre zirvede kalarak, yaz sezonunun en çok izlenen filmi olmayi basaran son Batman macerasi “Kara Sövalye”, 19 Eylül Cuma gününden itibaren, indirimli bilet kampanyasina katilan sinema salonlarinda 5 ytl bilet ücreti karsiliginda izlenilebilecek.
“Batman Begins/Batman Basliyor” filminin devami olan “Kara Sövalye”, yönetmen Christopher Nolan ve Batman’i canlandiran Christian Bale’i tekrar birara getiriyor. Filmin diger basrollerinde ise Michael Cane, Heath Ledger, Gary Oldman, Aaron Eckart, Maggie Gyllenhaal ve Morgan Freeman yer aliyorlar.
ABD'de vizyona girdigi ilk hafta sonunda 158.4 milyon dolar hasilat elde eden “Kara Sövalye” tüm zamanlarin hafta sonu açilis rekorunun da sahibi olmustu.
'Kara Sövalye' ile Ilgili Kritikler
Sinemalar.com kullanicilari tarafindan kaleme alinan “Kara Sövalye” kritiklerini okumak için asagidaki linklere tiklayabilirsiniz.
Kara Sövalye: Makyajlar, Tüm Yaralari Kapatamaz! / Yazar: Mücahit Yilmaz
Kara Sövalye: Nur Içinde Yat Heath Ledger! / Yazar: Nuran Akay
Kara Sövalye: Kanunsuz Dünya / Yazar: Emre Sahin
Kara Sövalye: Heath Ledger ve Nolan Kardesler Yüzümüze Bir Gülücük Kondurdu... / Yazar: Dell-i

Tims Productions & Sugarworkz (Timur Savci&Murat Seker) ortak yapimi olan “Ask Tutulmasi”nin, 21 Haziran’da baslayan çekimleri, 4 haftalik bir sürede tamamlandi.
24 Ekim 2008’de Medyavizyon dagitimiyla sinemaseverlerle bulusmaya hazirlanan filmin basrollerinde “Elveda Rumeli” dizisi ile çikis yapan Tolgahan Sayisman ve “Yaprak Dökümü” dizisinin basarili ismi Fahriye Evcen’i izleyecegiz.
Filmin fragmanini ise, Amerika’da “Kill Bill”, “Scary Movie”, “Scream”, “The Others” ve “Gangs of Newyork” gibi birçok Hollywood filminin fragmanlarini yapmis olan Göktug Sariöz hazirladi.
‘Ask Tutulmasi’nin merakla beklenen fragmanini Sinemalar.com’da izleyebilirsiniz.

“The X Files: Inanmak Istiyorum”, ödüllü dizi 'The X-Files-Gizli Dosyalar’in beyazperdeye uyarlanmis 2 .filmi. Dizinin yildiz oyunculari David Duchovny ve Gillian Anderson ile Chris Carter yönetmenliginde çekilen filmde ajanlarimiz buzlar altinda kalmis bir cesedin ve seri sekilde kaybolan bir grup insanin pesindeler. Hem de bu sefer psisik güçleri olan bir medyumun yardimiyla…
The X-Files gelenegini takip eden filmde olaylar dizisi farkli seyrederken, oyuncular ve yapimcilar asli kadrodan. Dizinin en sevilen bölümlerinden esinlemeler içeren ve Fox Mulder (Duchovny) ile Dana Scully (Anderson) arasindaki komplike iliskiyi beklenmedik bir yöne tasiyan film, diziden ayri olarak basli basina ilerleyen bir hikayeyi takip ediyor. Mulder gerçegi bulma yolundaki sarsilmaz israrina devam ederken, tutkulu ve zeki doktor Scully Mulder’in takip oyununda bir kez daha onun yaninda yer almadan edemiyor.
Carter çekimlerin bitmesinden aylar sonra dahi konuya dair bir ipucu vermemekte israrci oldu. “Mulder ve Scully, X-Files dünyasinda bu sefer baska bir davaya sürükleniyorlar” demekle yetiniyor.
Filme dair ipuçlarini basliktan elde etmek de mümkün. “I Want to Believe / Inanmak Istiyorum” dizinin fanlarinin bilecegi üzere, Mulder’in FBI’daki ofis duvarinda asili olan posterde yazili olan slogandi. “Bu olasi bir baslik” diyor Chris Carter “ Inanç ve bilimi bulusturmanin zorlugunu içeren bir hikaye bu. Film izleyicilerin dizide sevdigi her ögeyi barindiriyor. Ürkütücü, korkunç ve mistik bir yönü var. The X-Files dizisinde insanlari göstermedikleri yönleriyle korkutuyorduk ve bunu bir araç olarak filmde de uyguladik.”
Filmden bahsederken öykü, yapim ve karakterlere dair sir perdesini göz ardi etmek imkansiz. Yapimcilar da baska türlüsüne hiç yanasmamislar. “Benim için bu film bir Noel hediyesi gibi. Noel sabahindan önce açilmasini istemiyorum. Insanlarin kutuyu sallayip ne oldugunu anlamaya çalismasini da istemem.” diyor Carter.
Sadece yönetmen ve yapimcilara senaryonun tamaminin verilmesi de buradan kaynaklaniyor. Oyuncularin senaryoyu bir kez okumasina izin verilmis. Departmandan seçilen kisilere kapali bir odada, kamera gözetimi altinda okutulan senaryo, sonrasinda güvenlikli bir kasaya kitlenmis. Senaryoyu okuyanlara gizlilik sözlesmesi imzalatilmis. Çekim ekibinin de hikayeye dair çok az bilgisi olmus.
The X-Files Hakkinda
10 Eylül 1993 tarihinde galasi yapilan Chris Carter’in yaratip, yürütücü yapimciligini üstlendigi ‘The X-Files’, Fox Mulder ve Dana Scully adli iki FBI ajaninin para-normal, dogaüstü ve açiklanamaz olaylari sorusturmalari sirasindaki serüvenlerini ve hayatlarini konu ediniyor.
George Foster Peabody Ödülü (Üstün Yayincilik); üç dalda Altin küre (En Iyi Dizi dalinda), Golden Satellite Ödülü (En Iyi Dizi dalinda); Science Fiction and Fantasy Saturn Ödülü ( Göze çarpan TV Dizileri) ve daha birçok ödül kazanmis dizinin oyuncularindan Gillian Anderson da 1997’de Emmy Ödülü sahibi olmustur.
The X-Files Amerika’da oldugu kadar diger ülkelerde de bir fenomen hale gelmistir. Dizideki gizem, paranoya, korku ve süphe dolu atmosfer Kanada’da BBC2 kanalinda en çok seyredilen dizi haline gelmesinde etkili olmus ve Japonya televizyonlarinda son zamanlarin en ses getiren dizisi olmayi basarmistir.
Dokuz sezon süren dizi 2002’de son buldu. 1998 yilinda Twentieth Century Fox diziden uyarlanan ilk uzun metraj filmi dagitima sundu. Chris Carter’in Spotnitz ile beraber yazdigi ve yapimciligini üstlendigi ilk film $187 milyon hasilat ile dünya çapinda büyük basariya ulasmisti.

Istanbul Modern Sinema, Iskoç oyuncu Tilda Swinton’in beyazperdedeki avangard kisiligine isik tutuyor. "Tilda" isimli program, sanatçinin çogu Türkiye’de ilk kez gösterilecek olan filmlerinden olusan bir seçki sunuyor. Oyuncunun filmleri, 11 – 28 Eylül tarihleri arasinda Istanbul Modern Sinema’da gösterime girecek.
Bu yil “Avukat / Michael Clayton”daki rolü ile Oscar’i alan Swinton’in Istanbul Modern Sinema’da gösterime girecek filmleri;
Yönetmenligini Sally Potter’in yaptigi 1992 yapimi ‘Orlando’, 400 yillik zaman dilimini hiç yaslanmadan, iki farkli cinsiyette yasayan Ingiliz aristokrat Orlando’nun öyküsünü anlatiyor.
‘Dostlugun Ölümü’ ise gazeteci, film kuramcisi ve Ingiliz sinemasina yenilikçi filmleriyle katkida bulunmus Peter Wollen’in iki oyuncu ve bir tiyatro dekoru üzerinden kurguladigi minimal bir film.
Video sanatinin öncü isimlerinden Lynn Hershman-Leeson’in alternatif tarzda çektigi ‘Tekno-Sehvet, "hi-tech bir komedi" olarak tanimlanabilir.
Modern dünyada kadin vücudunda yasamanin çetrefilligini resmeden ‘Kadin Sapkinliklari’ kiskirtici bir kadin filmi...
Derek Jarman’in 17. Yüzyil ressamlarindan Michelangelo Caravaggio’ya ithafen yazip yönettigi ‘Caravaggio’ filmi; ressamin yasamini, sanat tutkusunu resimleri üzerinden inceliyor.
Not: Gösterimler müze ziyaretçilerine ücretsizdir.

Seyfi Teoman ve Bulut Film’in ilk uzun metrajli filmi Tatil Kitabi ,12 Eylül 2008 Cuma günü sinemaseverlerle bulusuyor. Tiglon’un dagitimiyla 6 kopya ile vizyona girecek film öncelikle Istanbul’da, hemen ardindan da Izmir, Ankara ve Anadolu’da yer alan diger sehirlerde izleyicilerle bulusacak.
Filmin yurtdisi galasi Subat ayinda Berlin Film Festivali’nde, Türkiye galasi ise Nisan ayinda 27. Uluslararasi Istanbul Film Festivali’nde gerçeklestirilmisti. Istanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarisma bölümünde ‘En Iyi Türk Filmi’ ve Uluslararasi Film Elestirmenleri Birligi tarafindan verilen FIPRESCI ödüllerini alan Tatil Kitabi, bugüne kadarki yurtdisi festival yolculugunda Italya’da Taormina Film Festivali, Slovakya’da Art Film Festivali ve Sirbistan’da Palic Avrupa Filmleri Festivali’nden ödüller kazandi. Son olarak, 21 Agustos–1 Eylül tarihleri arasinda düzenlenen Montreal Film Festivali’nde Ilk Filmler Yarismasi’nda Bronz Zenith Ödülü’ne layik görüldü.
Yapimciligini Bulut Film adina Yamaç Okur ve Nadir Öperli’nin üstlendigi filmin basrolünde, ünlü tiyatro ve sinema oyuncusu Taner Birsel yer aliyor. Birsel’e, Silifke’de yasayan amatör iki isim Tayfun Günay ve Osman Inan ile yari amatör oyuncular Harun Özüag ve Ayten Tökün eslik ediyor. Ayrica, Riza filmiyle de taninan Riza Akin da konuk oyuncu olarak filmde rol aliyor.

Yönetmenligini yapip, basrolünde oynadigi “Dances With Wolves – Kurtlarla Dans” ile 1991 yilinda, 'en iyi yönetmen' ve 'en iyi film' dalinda Oscar kazanan Kevin Costner, Whitney Houston ile kamera karsisina geçtigi “The Bodyguard” filmi ile ismini tüm dünyaya duyurmayi basarmisti.
Basarili aktör, ondan öncesinde Sean Young ve Susan Sarandon gibi oyuncularla beraber kamera karsisina geçtigi “No Way Out” ve “Bull Durham” gibi filmlerde seksi basrol oyuncusu olarak isim yapmisti.
Kevin Costner’in 12 Eylül’de gösterime girecek, kendi imkanlariyla finanse ettigi yeni filmi “Swing Vote- Oyum Kime”, sansi hiç yaver gitmeyen, alkol ve ebeveynlik problemleri olan orta siniftan bir adamin verecegi oyla yeni Amerikan Baskani’nin kim olacagina karar verme noktasina gelisini anlatiyor.
Bugünlerde Colorado’da ikinci karisi Christine Baumgartner ve 1 yasindaki oglu Caden ile beraber yasadigi çiftlikte mutlu bir hayat süren ünlü oyuncunun ask ve yasam üzerine düsüncelerini samimiyetle ifade ettigi özel söylesiyi sizlerle paylasiyoruz.
Bu filmde yapimci olarak da görev yapip çok miktarda paranizi koydunuz. Bir politik komediye yatirim yapmak, ticari açidan risk degil mi?
Filmlerdeki karakterler daima bizim seçtigimiz arka planlarin önünde hareket ederler. Bu filmdeki arka planimiz ülkenin politik sistemidir. Ancak özünde bir komedidir. Bu nedenle politik ortami arka plana almakla birlikte aslinda olgun bir adam ile ergenlik çagindaki küçük kizi arasindaki iliskiyi anlatir. Küçük kizin babasindan sikayetleri vardir. Onun sorumsuz yapisina öfke duyar. Kendisi için en küçük bir adim dahi atmadigina kizar. Ancak sonuçta ikisinin de birbirini sevdigini hissedersiniz.
Filmlerinizi kimin için yapiyorsunuz?
Erkekler için film yapiyorum. Tüm erkeklerin ortak zeminini ariyorum. Ayni zamanda iyi çizilmis kadin rolleri olan filmlerin de arayisi içerisindeyim. Filmlerde kadinlar için yeteri kadar iyi yazilmis roller olmadigini hep duyariz. Bu benim filmlerim için geçerli degildir.
“Swing Vote”, Kevin Costner’in yakisikliligin sergilendigi bir film degil… Egonuz buna dayanabildi mi?
Yapmam gereken buydu diye düsünüyorum.Fizik güzelligine ve yakisikliliga yaslanmayan bir rol aldim ve öykü akisi boyunca sadece karakterin diger özelliklerine odaklandim. Karim benim hala yakisikli oldugumu düsünüyor. Sokaga çiktigim zaman birkaç bakisin bana çevrildigini görüyorum. Belki ünlü oldugum içindir, belki de yakisikli oldugum için… Bunu bilemiyorum. Aslinda çok da umurumda degil… Eger 18 yasindaki kizlari cezbetmeye çalisiyor olsaydim umurumda olurdu ama böyle bir düsüncem yok.
Bu aralar yeniden baba olmanin korkusunu yasadiginizi söylemistiniz. Bu durum simdi size enerji veriyor mu?
Bir çocuk size enerji vermez. Sunu açiklikla söyleyebilirim ki, çocuk sizin enerjinizi kullanir. Evet, bir ailem var ve ailemi seviyorum. Ancak yeniden baba olup çocuk büyütmenin zorluklarina yeniden baslama fikri bana baslangiçta cazip gelmedi. Böyle birseye ihtiyacim olmadigini düsündüm. Ancak derinlemesine düsününce karim için önemli olan birseye benim de önem vermem gerektigi noktasina geldim. Eger hayatinizda bir partneriniz varsa, onun için önemli olan birseyin sizin için de önemli olmasi gerekir.
Bu noktaya geldikten sonra kararlarim da netlesti. Söyle düsündüm: “Eger olmami istedigi gibi olamiyorsam bu kadindan uzaklasmaliyim. Eger onunla kalacaksam da onun istedigi seyleri yapmaliyim.” Hepimizin hayatta seçimleri vardir. Ben de tercih yapmak durumunda kaldim. Tercihimi sevgiden yana kullandim. Belki pratik gelmeyebilir ama sevgiyi kaybetmek istemedim.
Sözlerinize bakilirsa, kararinizdan pismanlik duyuyorsunuz gibi…
Bilemiyorum. “Ne yapmaliyim?” sorusunun yanitini içeren bir kitap yok. Bir tarafta, “Bekar kal, mutlaka bekar kal…” diyenler var. Buna bir de, “Neden durup dururken evlenip kendi elini kolunu bagliyorsun” diye koro halinde sarki söyleyenleri eklersek insanin kafasi karisiyor.
Yeniden asik oldugunuzu düsündünüz mü?
Hepimizin bu sansi var. Ask sürekli inip çikan bir asansör gibidir. Gerçeklestigi anda kendine özgü gizemi vardir. Haftada birkaç defa asik olan erkek arkadaslarim var. Ancak ayni hizda sevgililerinden ayrildiklarini görüyorum. Bu çok can sikici birsey… Ayrica kendi keyfimiz için baska bir insani incitmek de sözkonusu…
Christine ile tanisincaya kadar aski gerçek anlamda yasamamistim. Çevremdeki iliskilerden hep kavgali dövüslü örnekler gördügüm için ciddi bir iliskiye kalkismamistim. Bence eger bir iliskide “ask” sözcügünü kullaniyorsaniz dikkatli olmalisiniz. Çünkü aradan iki ay geçtikten sonra o kisiyi sevmiyorsunuz. Bir insanla iliskiye girmek zor bir olay oldugu için “ask” sözcügünü kullanmamalisiniz.
Ancak kadinlar için bu tavir pek alisik olduklari birsey degildir. Çünkü onlar, “Ne zaman bana asik oldugunu söyleyeceksin?” diye düsünerek bekliyorlar. Eger “ask” sözcügünü kullanacaksaniz bu duygunuz gerçek olmali ve tam konsantre olmalisiniz. Sonuçta ask iliskileri ticari iliskiler gibi degildir. Emin degilseniz söylememelisiniz.
Herseyin belli bir sebep sonucu olustuguna inananlardan misiniz?
Sanirim ama tam emin degilim. Bunu anlayabildigimi iddia edemem. Benim için hala bir gizemini koruyan bir konudur. Su anda hayatimin tam anlamiyla mükemmel oldugunu söyleyemem. Hayatimda degisimlerin oldugu bir dönemdeyim. Herseyi belli bir düzene koymam gerekiyor. Ancak ben hayatim boyunca bu akici durumlari her zaman hissetmisimdir.

Ülkemizin üzerine çöken karanligi ve çürüyen iliskileri anlatmaya çalisan “Münferit” filmi; unutmamak, hatirlamak, en önemlisi bugünü, “Ergenekon”u anlamak isteyenler için “ 12 Eylül” de yeniden vizyona giriyor…
Dersu Yavuz Altun’un yazip yönettigi filmde basrolleri Ali Erkazan, Idil Firat, Mahir Ipek ve Serhat Nalbantoglu paylasiyor.
Daha önce çektigi kisa filmlerle çesitli ödüller alan Dersu Yavuz Altun’un ilk uzun metrajli filmi olan “Münferit”, Türkiye'de pek denenmeyen bir tür olan ‘Kara Film’in özgün örneklerinden biri olarak degerlendiriliyor.

‘Wanted’, ‘Kara Sövalye’ ve ‘Mumya: Ejder Imparatoru'nun Mezari’ gibi iddiali yapimlar sayesinde oldukça hareketli geçen 2008 yaz sezonunun sonuna geldik. Sektördeki bu canliligin etkisiyle harekete geçen dagitimcilar, sonbahar sezonunda vizyona çikaracaklari filmleri belirlediler.
Sinemalar.com, bu sezon izleyecegimiz filmler içerisinden sizler için bir seçki hazirladi. Bakalim bu sonbahar salonlari hangi filmler dolduracak?

Altin Palmiye ödüllü yönetmen Mathieu Kassovitz’in yazip yönettigi ve prodüktörlügünü de yaptigi, basrollerinde Vin Diesel, Michelle Yeoh, Gérard Depardieu ve Mélanie Thierry'nin yer aldigi "BABYLON A.D./BABIL M.S." 26 Eylül'de gösterime giriyor.
Burn After Reading

Kara komedi tarzindaki film, yazdiklarinin bulundugu diski kaybeden bir CIA ajaninin etrafinda gelisiyor.
City of Ember

Jeanne Duprau’nun yazdigi “The City of Ember” isimli kitaptan sinemaya uyarlanan filmin yönetmeni Gil Kenan.
Eagle Eye

Senaryosunu Hillary Seitz’in yazdigi filmde Shia LaBeouf ve Michelle Monaghan, teröristlerin pençesine düserek büyük bir politik suikast planlayan bir hücrenin üyesi olmak zorunda birakilinca bu durumdan kurtulabilmek için istemeden de olsa ittifak yapmak zorunda kalan iki karakteri oynuyor.
Hellboy 2: Altin Ordu

Yönetmen Guillermo del Toro'nun yarattigi, kötü görünümlü iyi kahraman Hellboy, yeni macerasinda yine kötü güçlerle savasip, dünyayi kurtarmaya geliyor.
High School Musical 3

Walt Disney’in “High School Musical” fenomeni, serinin üçüncü filmi “High School Musical 3: Senior Year” ile yepyeni boyutlar kazanarak devam ediyor.
Quarantine

Genç bir TV muhabiri olan Angela ile haber kameramani Pablo, yasli bir kadinin geçirdigi ev kazasi ile ilgili bir ihbar üzerine itfaiyecilerin pesine takilir. Kadinin evine varan ekip, evin içinden korkunç çigliklar duyar. Bundan sonrasi hafizalardan çikmayacak bir kabustur...
Testere 5

Tobin Bell’in bir kez daha Jigsaw rolünde karsimiza çikacagi ‘Testere 5’te, serinin diger filmlerine oranla, kan ve vahset dolu sahnelerin daha çok yer alacagi konusuluyor.
Kadinlar

Meg Ryan ve Annette Bening’in ön siralarinda yer aldigi, hepsi kadin, hepsi yildiz oyunculardan olusan bir kast. Ünlü komedi yazari ve yönetmeni Diane English. New York’ta geçen, kadinlar hakkinda etkileyici bir senaryo. Bütün bunlar bir araya geldiginde ne olur? Günümüz kadinlari ve kadin iliskilerinin gücü hakkinda zeki, göz kamastirici bir komedi, “Kadinlar” ortaya çikar.
Üç Maymun

Yeni sinema sezonunun en iddiali filmlerinden biri olan “Üç Maymun”, yönetmenine 61. Uluslararasi Cannes Film Festivali’nde kazandirdigi ‘En Iyi Yönetmen’ ödülünün yani sira; Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Ahmet Rifat Sungar ve Ercan Kesal’dan olusan oyuncu kadrosu ile de dikkat çekiyor.
Vol. I.

Pixar Animasyon Stüdyolari’nin animasyon sihirbazlarindan Andrew Stanton, “WALL-E” adli kararli bir robotu ve arkadaslarinin serüvenlerini konu alan kozmik macera komedide izleyiciyi çok da uzak olmayan bir galakside inanilmaz bir yolculuga çikaracak.
The X-Files: Inanmak Istiyorum

“X Files” dizisi ile dünya çapinda söhreti yakalayan oyuncular David Duchovny ve Gillian Anderson’i yeniden biraraya getiren filmde, ajanlarimiz Fox Mulder ve Dana Scully karsilastiklari garip bir vakanin pesine düsürken, bizlere yine heyecan ve gerilim dolu anlar yasatacaklar.

Gençlerin yakindan takip ettigi basarili müzik grubu “Hepsi”, çekimlerine Ekim ayinda baslanacak ‘Herkesin Duyamadigi Sarki’ adli sinema filminde rol alacak.
Selay Tozkoparan’in yapimciligini üstlendigi filmin yönetmen koltugunda, müzik dünyasindaki basarili çalismalarindan tanidigimiz Mete Özgencil yer alacak.
“Hepsi” grubunun üyeleri Cemre Kemer, Eren Bakici, Gülçin Ergül ve Yasemin Yürük’ün basrolde oldugu filmde, Hepsi kizlarina Mehmet Aslan eslik edecek.
16 Ocak 2009’da gösterime girmesi planlanan filmde, bir yaz mevsiminde yollari tesadüfen kesisen dört genç kizin, yaz sonunda farkli birer birey olarak hayata devam etmeleri konu ediliyor.
Gençlik, dans, müzik ve askin yer aldigi macera dolu ‘Herkesin Duyamadigi Sarki’, sömestre damgasini vurmaya hazirlaniyor.

Dünyanin en köklü film festivallerinden Venedik Film Festivali, bu yil Coen kardeslerin “Burn After Reading” filmiyle açildi. Brad Pitt ve George Clooney’nin basrolleri paylastigi film, elestirmenlerden tam not aldi.
65. kez yapilan festivalde bu yil Altin Aslan ödülü için 21 film yarisiyor. Filmler arasinda yönetmen Semih Kaplanoglu’nun “Yusuf Üçlemesi”nin ikinci filmi “Süt” ile Ferzan Özpetek’in “Mükemmel Bir Gün” adli filmleri de bulunuyor.
Festivale Amerikan sinemasi 5 filmle katiliyor. Iki kez Oscar kazanan Jonathan Demme’in yönettigi “Rachel Getting Married” ve Kathryn Bigelow’un yönettigi, Ralph Fiennes’in basrolünü oynadigi, Irak savas dramini konu olan “Hurt Locker” festivalin iddiali filmleri arasinda gösteriliyor.
Festival yöneticisi Marco Muller, festivalin rolünün “tamamiyla çagdas ve zamanin nabzina parmak basan filmleri bulmak oldugunu” söyledi. Festival 6 Eylül’e kadar devam edecek.

‘Fast and Furious’ heyecani serinin 4. filmi ile devam ediyor. 2009’da vizyona girecek olan ‘Fast and Furious 4’te Vin Diesel, Paul Walker ve Michelle Rodriguez basrolleri paylasiyorlar.
Filmin dünya çapindaki ilk fragman lansmani 27 Agustos 2008 Çarsamba günü yapildi. Bu özel fragmani Sinemalar.com’da izleyebilirsiniz.

Altin Palmiye ödüllü yönetmen Mathieu Kassovitz’in yazip yönettigi ve prodüktörlügünü de yaptigi, basrollerinde Vin Diesel, Michelle Yeoh, Gérard Depardieu ve Mélanie Thierry'nin yer aldigi "BABYLON A.D./BABIL M.S." 26 Eylül'de gösterime giriyor.
Filmin yönetmeni Mathieu Kassovitz, “Babylon A.D.”nin yapim asamasi ve basrol oyunculari ile ilgili merak edilen tüm sorulari içtenlikle yanitladi.
YÖNETMEN MATHIEU KASSOVITZ ILE RÖPORTAJ
- Maurice Dantec’in “Babylon Babies” kitabini ilk ne zaman okudunuz?
- 2002 yilinda. Gelecegi anlatan romanlari hep bilimkurguya tercih etmisimdir. “Babylon Babies”in gelecekte geçen harika bir macera romani oldugu kabul edilir. Ben de bu yüzden okumustum. Bitirmek birkaç gecemi almisti. Kendi kendime bunun harika bir film olabilecegini düsünmüstüm. 500 milyon Euro bütçeyle çekilen, alti saat uzunlugunda bir film!
- Neden “uyarlanamaz” diye tabir edilen bu romani seçtiniz?
- “Babylon Babies”in uyarlanamayacagi söylendigi için bu, ilginç bir meydan okumaydi. Kitabi okuyan herkes, farkli sekilde okur. Ayni kelimeleri okuruz, ama beyinlerimiz farkli isler. Filmlerde hepimiz ayni seyi görürüz. Benim isim, kitaptan aldiklarimi aktarmakti. En zor kismi ise 600 sayfalik kitabi 90 dakikaya sikistirmakti. Daha en basinda bazi yerleri kestik. Bu da filmin isminin neden “Babylon A.D.” olarak degistigini açikliyor. Yazim asamasinda film, kitabin uyarlanmasindan çok kitaptan esinlenme haline geldi. Yeni sahneler yarattik, bir sistem ve bir sürü sey olusturduk. Öte yandan bu yolculugu ve Toorop’un eslik etmek zorunda oldugu gizemli bir genç kadin olan Marie’yi kullandik, ama karakteri degistirdik. Onu bilgisayar tarafindan yaratilan ve evrenin bütün bilgilerine sahip olan bir kiza dönüstürdüm. Ama o bir sizofren, çünkü beynini kemiren bu bilgilerin kaynagini bilmiyor. Ayrica ona Aurora demeye karar verdik. Marie çok barizdi. Toorop’un geçmisini de degistirdim. Dantec’in romaninda, daha 17 yasindayken Kosova’daki savasa gitmek için askere yaziliyordu. Onu bir çocuk asker haline getirdim. 30 yildir devam eden bütün savaslarin bir kurbani… Ayrica kitapta, beyazperdede inandirici olmayan bazi seyler var. Montreal’e gidip alti ay boyunca saklanmalari gibi. Bu hiç mantikli degil. Mantiken varacaklari yere – filmde New York’a – vardiklarinda Toorop’un kizi teslim etmesi gerekiyor. O yüzden alti ayi, filmde üç dakikaya sikistirdik.
- “Babylon A.D.” neyi ifade ediyor?
- Babylon A.D., asil günah sehri Babil’e atifta bulunuyor. Ayrica harika bir logo yaratmami da sagladi: B.A.D.! Birlesik Devletler’de “Babylon Babies” ismi, insanlarin bebeklerden çok genç ve güzel kadinlari düsünmesine neden olabilirdi. Ve isimde “bebekler” kelimesinin olmasi benim için bir sorundu. Aurora’nin tasidigi seyi çok fazla belli ediyordu.
- Dantec, yaptiginiz degisikliklere nasil tepki verdi?
- Son derece açik fikirliydi. “Eserimi al ve nasil istiyorsan öyle yap. Haklari sana devretmeyi kabul ettim, çünkü bakis açini ve filmlerini seviyorum. Sana sonuna kadar güveniyorum”, dedi. Kitaptaki fikirlere, konuya ve hikayeye saygi duydugumu gördü ve yazar Eric Besnard ile birlikte yaptigimiz degisiklikler fazlasiyla ilgisini çekti. Fikrini degistirip degistirmedigini görmek için filmin son halini izlemesini bekliyorum.
- Ilk üç filminiz orijinal fikirlerdi. Son üç filminizden ikisi ise uyarlama. Bu, farkli bir yaklasim mi gerektiriyor?
- Aslinda bunun üzerinde hiç düsünmedim. Ilk filmim “Café au lait”te o dönemki yasamimdan ve Spike Lee’nin filmi “She’s Gotta Have It”ten esinlenmistim. Ikinci filmim “Hate”te Scorsese’den esinlenmistim. Yaptigim her seyde, gördüklerimden esinleniyorum. Filmin test edilmesi senaryo asamasinda degil, son halinde olur. Stephen King’i okuyunca bütün kitaplarini filme uyarlamak istiyorum! “Crimson Rivers”in yazari Jean-Christophe Grangé’in, beyazperde için tasarlayamayacagim hikayeleri anlatma konusunda harika bir yetenegi var. Bir romandan esinlenmek konusunda bir sorunum yok. Uyarlama yapmaya baslar baslamaz, benim isim haline geliyorlar. Bir kitabi okurken – on sayfa sonra birakmadiysam – bu, genelde uyarlamak istedigim bir hikaye haline geliyor.
- Kitabi okumanizla filmi çekmeniz arasinda bes yil var. Finansman saglamak zor muydu?
- Evet, çok zordu. Amerikalilar siki pazarlik ediyorlar. Baslangiçta ilk üç filmimin yapimcisi olan Christophe Rossignon’la çalisiyordum. Eric Besnard ve ben 90 milyon dolarlik bir senaryo yazmistik. Christophe bana “Mathieu, böyle bir seyin parçasi olamam, çünkü bu ise inanmiyorum.”, dedi. Bu yüzden yollarimiz ayrildi ve ben “Gothika”yi çekmek için Birlesik Devletler’e geldim. “Babylon A.D.”yi yapmak için Amerikali bir yildiza ihtiyacim oldugunu ve Amerika’da gisede basari saglayacak bir film yapmam gerektigini fark ettim. Matrix’in yapimcisi Joel Silver bana, En Iyi Kadin Oyuncu Oscar’ini kazanmis olan Halle Berry’nin, Penelope Cruz ve Robert Downey Jr’in oynadigi “Gothika”yi çekmemi teklif etti. O film iyi is yapti ve “Babylon A.D.”yi, senaryosunu alip Hollywood’da bir stüdyoya satmak zorunda kalmadan yapmama olanak sagladi. Amerikalilarin sadece satin almaci olarak gelmeleri için Avrupali bir yapimciya ihtiyacim vardi. Hedefimiz bunu 30’u Avrupa’dan, 30’u da Birlesik Devletler’den gelen toplam 60 milyon dolarlik bütçeyle yapmakti.
- Bu konu Hollywood’u korkuttu mu?
- Hayir, çünkü konu harikulade görseller, aksiyon sahneleri ve hepsini bir arada tutan hikayenin arkasina gizlenmisti. Amerikalilar tarafindan din sorunu ortaya atildi, çünkü hepimiz birkaç konudan kaçinmak istiyorduk. Bu film için aldigim referanslardan biri “Blade Runner”di. Tarzini degil, içerigini aldim. “Blade Runner”i izlediginizde bir bilimkurgu-aksiyon filmi izlediginizi düsünürsünüz, ama aslinda Tanri’dan, bu dünya üzerindeki varligimizdan ve yaradilistan bahseder… Spielberg ayni seyi “E.T.” ile yapti ve o film de irkçilik üzerineydi. Kendime söyle dedim, “Aksiyon türünde bir film yapmak istiyorum, bir erkek filmi... Içinde yasadigimiz toplumdan bahseden bir sey.” Din konusu üzerine fazla gitmek istemedim, bu yüzden de aksiyona agirlik vermem gerekiyordu. Bagnazlari bir tarikata dönüstürdük. Yüzeyin altindakileri görmek elestirmenlere ve seyircilere kalmis.
- Toorop’u oynayacak kisiyi nasil seçtiniz?
- Kimi istedigimi biliyordum. Vin Diesel. Ve o, stüdyonun ilk tercihi degildi. Rolü almasi için çok ugrastim. Birkaç fotografini görmüs ve pek çok kisiligi olan iyi bir oyuncu oldugunu düsünmüstüm. Ne de olsa patlamasini saglayan “Saving Private Ryan” rolünü ona Spielberg vermisti. Sonra “Boiler Room”da bir tüccari canlandirdigini gördüm. Ayni zamanda o, Amerikan filmlerinde 60 yasin altinda olan son kasli kahramandi. Onu “sert adam” yönü nedeniyle de istiyordum. Bu adam filmin sonunda, 22. yüzyilda iki çocuk babasi bir adam oluyor.
- Mélanie Thiery’ye rol verme fikri nereden geldi?
- Mélanie’yi model olarak taniyordum. Onunla “Le vieux juif blond” oyununda tanistim. Burada bir buçuk saat içerisinde iki farkli karakteri canlandiriyordu. Çok iyiydi ve “Iste Aurora’m!”, diye düsündüm. Safligi ifade eden bir kadina ihtiyacim vardi. Mélanie’nin bilgisayar tarafindan yaratildigina inanmak kolaydi: mükemmel bir yüzü, harika gözleri var ve bu dünyadan degil gibi görünüyor. Çok da iyi bir oyuncu. Evde küçük bir video kamerayla bazi testler yaptim. Çok dokunakli oldugu için agladim ve bu da Aurora rolü için uygun oldugunu kanitladi. Ayrica filmde Fransiz ögesi olmasi benim için önemliydi. Basta Amerikalilar bunu kabul etmedi. Aurora rolü için taninmayan birisine ihtiyacimiz oldugunu anladiklarinda, “Tamam, neden olmasin?” dediler. Geriye kalan tek sorun, Fransiz aksaniydi. Mélanie aksanlari çalismak zorunda kaldi, çünkü birkaç aksani karistirmasini istedim. Böylece nereden geldigini anlayamayacaktiniz ve bu da karakterin evrenselligini destekleyecekti. Orada kaldi ve onlar da sonunda merhamet gösterdiler.
- Beyazperdedeki koruyucusu olarak Michelle Yeoh’u seçtiniz…
- Mélanie’nin beyaz safliginin yaninda bir de Asyali güzellige ihtiyacim oldugunu biliyordum. Ve Michelle, dünyanin en güzel kadini! Film tarihinin bir parçasi. Baslangiçta bu karakteri tombul, sivri dilli bir rahibe olarak yazmistim, ama yapmak istedigim film, içinde dövüsen bir rahibeyi barindiran bir aksiyon filmiydi. Genç oyuncularin arasinda bunu yapabilecek olan birkaç kisi var. Gerçek oyuncularin arasinda ise sadece bir tane var. Michelle, Jackie Chan ile çalismisti ve onun sette olmasi beni çok heyecanlandirmisti. Onun varligi, bu üçlüye daha fazla dövüs ruhu asilamama ve Mélanie’yi de aksiyona dahil etmeme olanak sagladi. Mélanie evet dedikten sonra, uluslararasi çapta Fransiz oyunculari kabul ettirmek daha kolay oldu. Gérard Depardieu’nun Gorsky’yi canlandirmasi fikri herkesi eglendirdi ve ona yaklasmak istedim. Bu harika bir firsatti, çünkü filmin kötü karakterini oynamasi için bir ikona ihtiyacim vardi. Depardieu bunu fazlasiyla halletti. Ondan sonra “Matrix”teki kötü adami, Lambert Wilson’u düsündüm. “Matrix”ten önce onu Fransiz sinemasinin playboy’u olarak görüyordum ve ona bu rolü asla teklif etmezdim. Marc Caro’nun filminde oynadigini ögrendigimde, aradigim kisinin o oldugunu anladim. 80’li yillardaki süper kahraman durusunu ortaya çikarmak, gülünç olmadan olaganüstü olmasini saglamak için, karakter üzerinde çok çalistik. Karakteri, bir fantezi çizgi romanindan firlamis gibi. Aslinda bu filmde, 1980’lerden kalma bir Fransiz çizgi romani olan Métal Hurlant’i referans aldim. Bana göre “Babylon A.D.”, Métal Hurlant’in özünü yakaliyor.
- Oyuncular arasinda Charlotte Rampling de var…
- Karsilastigi erkeklerde ve kadinlarda fantezileri ve öfkeyi tetikleyen, karizmatik bir simge olan bir kötü kadina ihtiyacim vardi. Gözünde, çocugunuzu yaninda birakmadan önce iki kez düsünmenizi saglayacak bir pirilti olan ve yine de Night Porter gibi giyinebilecek bir oyuncuya ihtiyacim vardi. Bu da beni dogruca Charlotte Rampling’e götürdü.
- Set ortami nasildi?
- Çekimler çok zordu. Aralik 2006’da baslayip Nisan 2007’ye kadar sürdü. Evet, sette sorunlar yasadik. Böyle bir filmi sorun yasamadan yapmak imkansizdir. “Babylon A.D.”yi ter ve gözyasi dökmeden yapmak isteseydik 150 milyon dolarlik bütçemiz olmasi gerekirdi. Bu olmadigi için mücadele etmek zorunda kaldik. Ve bu, saglam bir mücadeleydi. Bir gerilla filmiydi! Kolay olmadi, ama zaten hiç kolay film yapmadim. Ve kar yagmamasi gibi sorunlariniz varsa, basiniz büyük belada demektir! Bu da setteki sorunlar hakkinda Fransa’ya kadar giden söylentileri açikliyor.
- Vin Diesel ile çalismak nasildi?
- Vin Diesel’la aramizda yöntemlerimiz, hikaye ve karakteri konusunda, bazi ayarlamalar yapmamiz gerekti… Ama bunlar, hemen hemen bütün oyuncularla çalisirken karsilastigini türde sorunlardir. Ne kadar hazirlik yaparsaniz yapin, sete gidip günde 15-16 saat çalistiginizda hiçbir sey ayni olmaz. Olaylara farkli yaklasirsiniz ve bu da anlasmazliklara neden olur. Birlikte çalismaya basladiginiz insanlar vardir ve birkaç hafta sonra “Tanrim, bu is yürümüyor”, dersiniz. Bu yüzden baska birilerini bulursunuz. Bir oyuncuyu setten kovamazsiniz. Onlarla aranizdaki sevgi-nefret iliskisi böyle baslar. Isin içinde sevgi olmasi lazim, çünkü Vin kameraya çok sey verdi. Bence oyuncu olarak en iyi performansiydi. Öte yandan, o Amerikali bir yildiz ve kendisine bu sekilde davranilmasina aliskin. Ben, insanlara insan gibi davranirim.
- “Babylon Babies”, bir sanatçi ve siradan bir vatandas olarak ortaya attiginiz birkaç soruyla ilgileniyor. Kendinizi “siyasi filmler yapan bir sinemaci” olarak mi görüyorsunuz?
- Ne yaparsam yapayim, bunun hep siyasi bir boyutu olacaktir. Çünkü iyi filmlerin temeli budur. Filme gücünü veren, konunun önemidir. Insanlari, güçlü hikayelerle etkilemeye çalisiyorum.
- Filmi kizlariniza adamissiniz…
- Bu film üzerinde alti yil önce çalismaya basladim. Büyük kizim alti yasinda. Ikinci kizim daha yeni dogdu. Çekimler sirasinda esim hamileydi ve bu film, çocuklarla ve onlari yetistirmekle ilgili. Toorop’un filmin sonunda söyledigi gibi, “Çocuklari teker teker kurtararak, dünyayi kurtaralim.”
- Gelecegin nasil görünecegini hayal etmek kolay mi?
- Bir bilimkurgu degil, gelecegi anlatan bir film yapma fikri vardi. Pilotsuz uçaklar ve görüntüyü yayimlayan elektro manyetik kagitlar, sadece prototip halinde olsa da var. Kendinize, uçan arabalar olmadan, on yil sonrasinin elektrikli Smart’iyla gelecegi nasil ifade edeceginizi sormaniz gerekiyor.
- Kisa filmler çeken genç bir yönetmenken, böyle bir filmin basinda olacaginiz akliniza gelir miydi?
- Kisa filmler çeken genç bir yönetmenken gelmezdi. Sorunum, ilk uzun metrajli filmimi yapmakti. Ilkini çektikten sonra sorununuz, ikinci uzun metrajli filminizi yapmaktir. Ama on yil önceki düsüncelerime bagli kalmayi basardigim için memnunum. Tanimlanan sinirlarin disinda olmak, farkli konulara deginmeme olanak sagliyor ve bana daha fazla özgürlük taniyor. Geleneksel Fransiz sinemasinda bogulurdum. Ama her seyden öte, çalistigim için mutluyum!
- “Babylon A.D.”den memnun musunuz?
- Bundan memnunum. Bunun bir gerilla filmi oldugunun altini çiziyorum. Bir mücadele. Çekimlerdeki enerjinin beyazperdeye de yansidigini görüyorum. Bunu Dantec’e gösterecegim. Senaryoyu begenmis olsa da, nasil tepki verecegini bilmiyorum. Ama kitabin hayranlarinin verecegi tepkiler konusunda da endiseliyim. Bunun basit bir uyarlama olmadigini, degisiklikler yaptigimizi anlamalari gerekiyor… Öte yandan bence film, seyircileri kitapla tanistiracak. Sonra orijinal versiyona, Dantec’in ne anlattigina bakabilirler. Kitabi nasil anladiysam, “Babylon A.D.” öyle. Ayni ruhu paylasan iki versiyon.

15 Subat 2008’de gösterime giren ve 1 milyondan fazla seyirci tarafindan izlenerek “2008 yilinin en çok izlenen ikinci filmi” olan “120”, 30 Agustos Zafer Haftasi nedeniyle, 29 Agustos 2008 Cuma günü Türkiye genelinde yeniden gösterime giriyor.
Kafkas Cephesi’nde önemli gelismelerin yasanmakta oldugu bugünlerde, hüzünlü bir Kafkas Cephesi destanini anlatan “120” filmi, 1914 yili 1. Dünya Harbi’nde Ruslar’in Erzurum istikametinde taarruza geçmesi sonucunda; cephanesi biten bir jandarma tümenine, sirtlarinda cephane yetistirmeye çabalayan Vanli çocuklari konu aliyor. Yaslari 12 – 17 arasindaki 120 kahraman gencin yasadigi gerçek ölüm – kalim savasini beyaz perdeye yansitan filmin öncelikli amaci, özellikle gençlere tarihimizde yasanan gerçek bir kahramanlik destanini aktararak sahip olduklari tarih bilincini arttirmak ve tarihimizi ögrenme arzularini tesvik etmek.
Hikayesi 3 farkli mevsimde geçen “120” filminin çekimleri, Van ve Safranbolu’nun daglari da dahil olmak üzere araliklarla 4 ay sürdü, filmin bütün asamalarinda 250 kisilik bir ekip çalisti. Yaklasik 3 milyon dolar bütçeli filmde 100’lerce ögrenci, 2000’e yakin figüran ve develer basta olmak üzere birçok tasima hayvani rol aldi.
“Sarikamis Harbi Günlerinde, karlara yazilmis gerçek bir destan”i anlatan “120”nin yapimciligi, müzikleri ve senaryosu Özhan EREN’e, yönetmenligi Murat SARAÇOGLU ile yine Özhan EREN’e ait. Filmin oyuncu kadrosunu ise Özge ÖZBERK, Burak SERGEN, Cansel ELÇIN, Emin OLCAY, Demir KARAHAN ve Ahmet UZ olusturuyor. 29 Agustos 2008 Cuma günü Türkiye genelinde yeniden gösterime girecek olan filmin süresi 115 dakika…
“120” Türkiye’nin yani sira; Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda, Isviçre ve Avustralya’da da izlendi ve büyük begeni topladi.

120 milyon dolarlik yapim bütçesiyle gerçeklestirilen animasyon “WALL-E” hem dört dörtlük bir macera, hem de dört dörtlük bir komedi...
Insanoglu günün birinde artik yasanmaz hale gelen dünyayi apar topar terk etmek zorunda kalsaydi ve son robotun fisinin çekilmesi unutulsaydi ne olurdu?
“Kayip Balik Nemo- Finding Nemo”nun Oscar ödüllü yazar-yönetmeni ve “Inanilmaz Aile-The Incredibles”, “Arabalar-Cars” ve “Ratatouille” gibi teknoloji harikasi animasyon filmlerini gerçeklestiren Pixar Animasyon Stüdyolari’nin animasyon sihirbazlarindan Andrew Stanton, “WALL-E” adli kararli bir robotu ve arkadaslarinin serüvenlerini konu alan kozmik macera komedide izleyiciyi çok da uzak olmayan bir galakside inanilmaz bir yolculuga çikaracak.
Sürprizler, aksiyon, kahkaha ve romantizmle dopdolu bir animasyon olan “WALL-E”nin Türkçe fragmani Sinemalar.com’da. Keyfini çikarin!

Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde devrimci jargonu ve yardimcisi Çeto’yla girdigi tartismalarla taninan ve “Nalet olsun içimdeki insan sevgisine” repligini dilimize pelesenk eden Muro’nun maceralari beyazperdeye tasiniyor.
Yapimciligini Pana Film’in, yönetmenligini Zübeyr Sasmaz’in üstlendigi, senaryosunu Raci Sasmaz, Bahadir Özdener ve Cüneyt Aysan’in yazdigi “Muro – Nalet Olsun Içimdeki Insan Sevgisine” sinema filminin çekimleri 18 Agustos’ta basladi. 5 Aralik 2008’te vizyona girecek olan “Muro – Nalet Olsun Içimdeki Insan Sevgisine” filmi bir yandan içimizdeki insan sevgisini ortaya çikarirken, bir yandan da izleyenleri bol bol güldürecek.
Filmde Mustafa Üstündag, Sefik Onatoglu ve Eray Türk’ün yani sira, Firat Tanis, Evrim Alasya, Bülent Sakrak da rol aliyor. Ayrica Üstündag ve Onatoglu’na iki Rus güzel Nataliya Bondarenko ve Daria Litvinova eslik ediyor. Filmin sürprizlerinden biri ise Mazhar Alanson.
Filmin konusu:
Cezaevinden çikan Muro ile Çeto, devrimi köyden baslatmak üzere memleketlerine dönerler. Ilk planlari evlenip yuva kurmak, örnek birer devrimci olmaktir. Oysa köyde onlari bir sürpriz beklemektedir. Muhtar, Muro ile Çeto’yu hapisteyken iki Rus kadinla evlendirmistir. Muro ile Çeto’nun devrim ütopyasini gerçeklestirmeleri için; kadinlari bulup bosanmalari gerekmektedir. Bunun için Istanbul’a dönen Muro ile Çeto’nun basina gelmeyen kalmaz. Çözümlemesini asla yapamayacaklari bir örgütle karsi karsiya kalirlar…

Warner Bros. Pictures, “Harry Potter and the Half-Blood Prince/ Harry Potter ve Melez Prens”in gösterimini 2009 yazina erteledigini açikladi.
Gise rekortmeni Harry Potter serisinin altinci filmi olan yapim ABD sinemalarinda ve birçok ülkede 17 Temmuz 2009 günü ayni anda gösterime girecek. Açiklamayi Warner Bros.’un Baskani ve Operasyon Sefi Alan Horn yapti.
Yaptigi açiklamada Horn sunlari kaydetti: “‘Melez Prens’i gelecek yaza ertelememizin iki gerekçesi var: Serinin ilk filmden sonraki en yüksek gise hasilati yapan filmi olan bir önceki Harry Potter filmimizin basarisiyla da kanitlanmis oldugu üzere, yaz sezonu, aile filmi kategorisindeki yapimlar için ideal bir dönem. Buna ek olarak, her stüdyo gibi biz de hâlâ yazar grevinin uzantilarini hissediyoruz. Bu grev öteki filmlerin hazir olus tarihlerini etkiledigi için 2009 yilinin tüm rekabet haritasini da yeniden sekillendirdi. Söz konusu durum bize yeni firsatlarin kapisini açti ve biz bunlardan yararlanmak istiyoruz. En iyi stratejinin ‘Melez Prens’i Temmuz’a ertelemek oldugu konusunda görüs birligine vardik çünkü bu sayede filmimiz yaz ortasinda genis kitlelere hitap eden bir film konusundaki boslugu mükemmel dolduracak”.
Hem “Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldasligi” ve “Harry Potter ve Melez Prens”i yönetmis olan hem de “Harry Potter ve Ölüm Yadigarlari”ni yönetecek olan David Yates ise yapim hakkindaki görüslerini söyle dile getiriyor: “‘Harry Potter ve Melez Prens’te görev almak bir zevkti. Gerek Dan, Rupert ve Emma gerekse kadroda yeniden rol alan diger genç oyuncular serpilmeye devam ederken, kadroya yeni katilan oyuncularimiz da Hogwarts’a yeni renkler ve taze soluk getirdiler. Daha son filmin rötuslarini yaparken serinin son iki filminin hazirliklarina basladik. Çekimlere Subat’ta basliyoruz. Bu müthis seriyi hayranlarinin hak ettigi heyecan verici ve sarsici sona tasiyacak oldugum için heyecanliyim”.
“Harry Potter ve Melez Prens”te Voldemort hem Muggle hem de büyücüler dünyasindaki kiskacini daraltmaktadir ve Hogwarts artik bir zamanlar oldugu güvenli liman degildir. Harry tehlikenin kalenin içinde bile olabileceginden süphelenirken, Dumbledore da Harry’yi hizla yaklasmakta oldugunu bildigi nihai savasa hazirlamaya her zamankinden kararlidir. Bu arada, ögrenciler bambaska bir rakibin kusatmasi altindadirlar: Gençlik hormonlari zirveye tirmanmaktadir. Havada ask kokusu vardir, ama trajedi kapidadir ve Hogwarts bir daha asla ayni olamayabilir.
Daniel Radcliffe, Rupert Grint ve Emma Watson’in bir kez daha genç büyücüler Harry Potter, Ron Weasley ve Hermione Granger olarak karsimiza çikacagi filmde ayrica Jim Broadbent, Helena Bonham Carter, Robbie Coltrane, Warwick Davis, Michael Gambon, Alan Rickman, Maggie Smith, Timothy Spall, David Thewlis ve Julie Walters rol aliyor.

Daha anlatacak çok Star Wars hikayesi oldugunu farkeden yapimci George Lucas, bunlarin bir kismini animasyon türünde anlatmayi uygun görmüs ve “Star Wars: Klon Savaslari” projesini hayata geçirmis. Bu hafta vizyona giren “Star Wars: Klon Savaslari”, “Yildiz Savaslari” efsanesine bas döndürücü yeni bir görünüm kazandiriyor.
Star Wars hayranlarina farkli bir deneyim yasatacak olan “Star Wars: Klon Savaslari” filminin "Anakin'in Plani" adli sahnesini Sinemalar.com’da izleyebilirsiniz.
Filmin yapim hikayesini okumak için tiklayin!

Mia Film, efektleri, senaryosu ve kurgusuyla Türk Sinema tarihine “en ilginç ve en korkunç” film olarak geçen ‘Musallat’in ardindan, yine ses getirecek ve gündem yaratacak bir komediye imza atiyor: “Seytanin Pabucu”.
Basrollerini Fatih Ürek, Aysun Kayaci, Baris Falay ve Yilmaz Gruda’nin paylastigi film, Cem Yilmaz’in “Arog” filmiyle ayni gün, 5 Aralik’ta vizyona girecek.
Yapimciligini Mia Film/Banu Akdeniz’in üstlendigi ‘Seytanin Pabucu’nun yönetmenleri ise yine basarili yapimlara imza atmis iki isim; Turgut Yasalar ve Hilal Bakkaloglu. Senaryoyu ise Yasalar, Bakkaloglu ve Asli Dogan birlikte kaleme aldi.
Izleyenleri kahkaha tufanina sürükleyecek senaryosu, kurgusu ve güçlü oyuncu kadrosuyla ‘Seytanin Pabucu’nun “yilin komedisi” olacagina inandiklarini belirten Yapimci Banu Akdeniz, “Arog’la ayni gün vizyona girme cesaretini nasil gösteriyorsunuz’ diye soranlara, ‘Projemize o kadar çok güveniyoruz ki, rakip tanimiyoruz, diye cevap veriyorum. Filme inanmak çok önemli… Senaryosu, oyuncu kadrosu, müzikleri, prodüksiyonu her seyiyle dört dörtlük bir komedi filmi çekiyoruz. Sinemaseverler, kiliktan kiliga giren, “Haci Abla”yken komsunun seksi sarisin kizi Aysel’e (Aysun Kayaci) kur yapan Burhan’a (Fatih Ürek) bayilacak… “Seytanin Pabucu”, Türk halkinin ailece izleyecekleri, hatta bir kez degil eglenmek için defalarca seyredecekleri bir komedi klasigi olacak” dedi.

Üç yil önce, Dave Filoni, diger tüm hayranlar gibi “Star Wars: Episode III Revenge of the Sith”i izlemek üzere kuyruga girdi.
En sevdigi Star Wars karakterinin, nispeten daha az taninan Jedi Savasçisi Plo Koon’un elde dikilmis kostümü vardi üzerinde. Star Wars sevgisini Hollywood-Kaliforniya’da kendi gibi sirada bekleyenlerle onlara özel koleksiyonundan oyuncaklar vererek paylasti. Ama sonuç itibariyle, o da bir gün George Lucas’la birlikte çalisma hayalleri kuran siradan bir Star Wars hayraniydi.
O bir gün beklediginden de çabuk geldi.
15 Agustos’ta, Lucasfilm Animation ilk animasyon Star Wars sinema filmi “Star Wars: Klon Savaslari”ni gösterime sunacak. Lucas’in yönetici yapimcisi oldugu filmi Filoni yönetti.
“Kisa süre önce biri bana Star Wars filmi yönetmis dört kisiden biri olmanin nasil bir his oldugunu sordu” diyor 34 yasindaki Filoni ve ekliyor: “Neredeyse sandalyemden düsüyordum. Her sey o kadar çabuk olup bitmisti ki hiç durup bu sekilde düsünmemistim”.
Ama Filoni bu yaz, Lucas, Irvin Kershner (“The Empire Strikes Back”) ve Richard Marquand’dan (“Return of the Jedi”) olusan Star Wars yönetmenler grubunun ender üyeleri arasina dahil oldu. Üstelik bir de ayricaligi var: O, sinema filmi uzunlugunda animasyon bir Star Wars macerasi yaratan ilk yönetmen.
“Pek çok açidan bu bir rüyanin gerçek olmasi gibi. Hayir, en uçuk rüyamin bile ötesinde demek daha dogru olur” diyen Filoni, sözlerini söyle sürdürüyor: “Öte yandan, seriye duydugum hayranligi ikinci plana atip, katkimi bir denk olarak saglamaliyim. George’la omuz omuza durabilmek ve ‘Klon Savaslari’ni diger dev Star Wars filmleriyle ayni düzeyde tutmak istiyorum”.
Lucas ise sunlari söylüyor: “Dave gibi koyu bir hayranla çalismak çok güzel çünkü Star Wars hakkindaki bilgisi benimkinden fazla. Dave için Star Wars’un yer aldigi diger medya türlerini, mesela Star Wars kitaplarini, çizgi romanlarini ya da video oyunlarini referans olarak kullanmak kolay; bu konudaki potansiyeli benimkinden çok daha fazla. Bu durum bizim tüm Star Wars evreninin daha iyi bir resmini çizmemizi, daha zengin bir film yapmamizi ve hikayeyi Skywalker ailesinin merkezdeki hikayesinden öteye götürmemizi olanakli kiliyor”.
“Avatar: The Last Airbender” ve “Kim Possible” gibi popüler animasyon projelerinin deneyimli ismi Filoni, kendisi ve Marin County-Kaliforniya merkezli Lucasfilm Animation’daki yaratici ekip için en önemli hedefin bir yandan benzersiz ve beklenmedik bir Star Wars animasyon filmi yaparken, bir yandan da serinin sinema tarihinin en popülerleri arasinda yer alan canli aksiyon filmlerinin ruhunu ve cazibesini korumak oldugunu belirtiyor.
“Her seyden önce koyu bir Star Wars hayraniyim ve gerek benim gibi bu filmlerle büyüyen gerek seriyi son filmlerinde kesfetmis hayranlarin George’un yarattigi galakside keyif alacaklari bir macera filmi yapabilmek istedim” diyor Filoni.
Televizyon dizisi olarak uzun zamandir sabirsizlikla beklense de (ki ABD’de Cartoon Network’te bu sonbaharda yayinlanacak), “Star Wars: Koln savaslari”nin sinema uzunlugunda bir animasyon filminin yapilmakta oldugunun açiklanmasi pek çok kisi için sürpriz oldu. “George bize fikrini anlattiginda benim için de sürpriz oldu” diyor Filoni ve ekliyor: “Animasyon ekibinin yaptiklari ilk çalismalari izlerken, George bunun beyaz perdede ne kadar müthis durdugunu söyleyip duruyordu. Hepimiz bu konu üzerinde bir süre düsündük ve sonra bu durum mükemmel bir anlam kazandi: Star Wars için yepyeni bir sey üretiyor oldugumuz için, onu film seklinde yapmaliydik”.
Filmin yapimciligini üstlenen Catherine Winder sinema filmi uzunlugunda bir animasyon filmi yapma kararini söyle hatirliyor: “George beni kapali, yagmurlu bir günde Skywalker Çiftligi’nin disina götürdü ve, ‘Bir film yapma konusunda ne düsünüyorsun?’ diye sordu. O sirada televizyon dizisi yapma sürecindeydik ve bir animasyon bölümü ve stüdyosu olusturuyorduk. Bu oldukça zorlu bir isti. Sonra, Dave’le birlikte bu konuyu ve ne kadar büyük bir çalisma olacagini düsündük ve, “Tamam, bu harika bir fikir!” dedik.
Beyaz perde için düsünülen ve gelistirilen “Star Wars: Klon Savaslari”, “Star Wars: Episode II Attack of the Clones”un hemen sonrasinda basliyor. Iktidardaki Cumhuriyetçiler ile gitgide büyüyen ve galaksinin yönetimini ele geçirmek isteyen sinsi Bölücüler arasinda toplu bir savas olan “Klon Savasi” sayisiz gezegene yayilmistir. Anakin Skywalker (seslendiren: Matt Lanter/Arda Aydin) ve Obi-Wan Kenobi (seslendiren: James Arnold Taylor/Yekta Kopan) Bölücülerin droid ordusunun büyük bir saldirisini geri püskürtmek üzere savas için yaratilmis klonlar ordusunu yönetmektedirler. Onlara bu savasta, Jedi Ustasi Yoda’nin Skywalker’a padawan olarak egitmesi için verdigi, enerjik ve kararli bir genç kiz olan Ahsoka Tano da (seslendiren: Ashley Eckstein/Damla Özduru) katilir.
“Ahsoka’yi Star Wars galaksisine eklemek bir adrenalin bombasi gibi oldu” diyor Filoni ve ekliyor: “Bizim için islemesi harika bir yeni karakter. O ve Anakin onlari bazi çok kötü Sith’lerle karsi karsiya getiren bir göreve ataninca, tüm film yeni bir enerji kazaniyor. O bir kadin Jedi olarak Star Wars’da kesinlikle kullanabilecegimiz bir karakter ve Anakin için harika bir tamamlayici kisilik oldu”.
Star Wars’un animasyon uyarlamasini yaratmak Filoni ve 150 kisiden olusan animasyon, sanatçi ve CGI tasarimcilari ekibi için yaratici açidan yeni bir meydan okumaydi. “Star Wars hikayeleri neredeyse mitseldir, ama beyaz perdede çok taninmis oyuncular tarafindan hayata geçirildiler ve son derece kendilerine özgü birer kisilikleri var. Anakin, Obi-Wan, Kont Dooku ve Padmé gibi karakterlerin özünü bulup onlari insan karakterlerden farkli bir sekilde olusturmanin yollarini kesfetmemiz gerekiyordu. Hareketsel kavrama tekniklerini hiç düsünmedik çünkü tamamen yeni ve farkli bir sey yaratmak istedik”.
Lucas, Filoni’yi, Winder’i ve onlarin ekibini çesitli yaklasimlari degerlendirmeye yönlendirdi. Bunun üzerine animatörler farkli farkli yerlerden ilham aldilar. Filoni sunlari söylüyor: “‘Avatar’da da kullandigim anime görüntüyü seviyoruz. Japon manga çizgi romanlari da gerçekten iddiali bir isiklandirma ve çerçevelendirmeye sahipler. Tek bir türe benzememek ve yaklasimimizda ‘çizgi filmsel’ olmamak önemliydi
Bizim için büyük ilham kaynaklarindan biri, 1960’larda kuklalar kullanarak ‘Thunderbirds’ü yaratan Gerry Anderson’in çalismalariydi. Animasyon çok ama çok genis ve sadece, ‘Baskalarinin yaptigini yapacagiz’ denmeyecek kadar olanaklarla dolu bir alan. Bizler Lucasfilm Animation için imza gibi bir stil yaratmak, kendimize özgü bir stil yaratmak istedik”.
Filoni, yönetici yapimci Lucas’in tesvikiyle Lucasfilm Animation’in aldigi yaratici riskin serinin uzun süreli hayranlarini tatmin edecegine, yeni hayranlari ise heyecanlandiracagina inaniyor: “‘Star Wars: Klon Savaslari’nda, yeni karakterlerimiz, yeni gezegenlerimiz, yeni tasitlarimiz, yeni savaslarimiz ve yeni bir hikayemiz var. Ayrica film yeni bir animasyon stiline sahip. Gerçekten de, mümkün olan her açidan, daha önce asla görmediginiz bir Star Wars filmi”.

Özcan Alper’in ilk uzun metraj filmi “Sonbahar” dünyanin en önemli ve prestijli festivallerinden biri olan Montreal Film Festivali’ne katiliyor. Film bu yil 32.si düzenlenecek olan festivalin, ‘Dünya Sinemasi’na Bakis’ bölümünde gösterilecek.
21 Agustos -1 Eylül tarihleri arasinda gerçeklestirilecek festivalin ‘Dünya Sinemasi’na Bakis’ bölümü, dünyanin dört bir yanindan filmleri bir araya getirerek kültürel çesitlilik ve ülkeler arasi diyalog saglamayi amaçliyor.
Özcan Alper’ in yazip yönettigi, yapimciligini Serkan Acar’in üstlendigi “Sonbahar”, yine Agustos ayi içerisinde düzenlenen Locarno ve Saraybosna film festivallerinin yarisma bölümlerinde yer aliyor.
Basrollerinde Onur Saylak ve Megi Koboladze’nin yer aldigi film; ölüm oruçlari ertesinde, adli tip raporu ile tahliye olan Yusuf’un on yil sonra memleketine dönmesi sonrasinda gelisen olaylari anlatiyor.

2008 yazi, sinema sektörü için beklenenden daha canli bir sezon oldu. Bu hareketlilikte, son “Batman” macerasi “Kara Sövalye”nin rolü büyük elbette. 29 yasinda hayata veda eden genç aktör Heath Ledger’in, ‘Joker’ rolündeki hayranlik uyandiran performansi dilden dile dolasinca, sinema salonlari da doldu tasti nihayetinde. Böylelikle ‘iyi filmin her zaman is yapacagi’ düsüncesi bir kez daha kanitlanmis oldu.
Sektördeki bu canlilik, diliyoruz ki yeni sezonda da devam edecek. Gösterime girmeyi bekleyen, yerlisi yabancisiyla, onlarca film var sirada. Ancak bu liste içinde özellikle iki Türk filmi göze çarpiyor: Cem Yilmaz’in vizyon tarihinden bir yil önce tanitimlarina baslanan yeni bombasi “A.R.O.G.” ve yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’a Cannes’da “Altin Palmiye” ödülü kazandiran “Üç Maymun”.
Cem Yilmaz, Tas Devri’nden Bildiriyor!
Biri Cem Yilmaz’a dur demezse, bu adam bizi gülmekten öldürecek! Sadece filmlerde canlandirdigi rollerde degil, öylesine bir soru için kendisine mikrofon uzatan muhabirlere cevap verirken bile “fazlasiyla komik” olmayi basaran Cem Yilmaz’in merakla beklenen yeni bombasi “A.R.O.G.”, Aralik ayinda patlayacak.
Ocak ayinda yayinlanan üç dakikalik tanitim klibinin, internette üç günde 1.5 milyon kisi tarafindan izlenmesiyle bir anda gündeme gelen “A.R.O.G.”, 2004 yilinda vizyona giren ve izleyici rekorlari kiran “G.O.R.A.”nin devami niteliginde. Filmde, “G.O.R.A.”da tanistigimiz Arif karakterinin Tas Devri’ndeki maceralarini izleyecegiz.
Senaryosunu Cem Yilmaz’in yazdigi, Ali Taner Baltaci ve Cem Yilmaz’in yönetmenligini üstlendigi filmin oyuncu kadrosunda Yilmaz’in yani sira, Ozan Güven, Özkan Ugur, Nil Karaibrahimgil, Zafer Algöz, Özge Özberk ve Hasan Kaçan gibi ünlü isimler de yer aliyor.
‘Evrensel bir film’ yaptiklarinin altini çizen Cem Yilmaz, filmin düzgün bir dublajla yabanci dillerde seslendirilmesi halinde, Avrupa seyircisinin de filmden çok keyif alacagina inandigini ifade ediyor.
8.5 milyon dolarlik bütçesiyle Türkiye’nin en pahali filmi ünvanina sahip olan "A.R.O.G", Aralik ayinda Türkiye ve yurtdisinda yaklasik 450 kopya ile vizyona girecek. Bu da demek oluyor ki, 2009’a girerken “A.R.O.G”dan konusuyor olacagiz. Cem Yilmaz’in Tas Devri’ndeki maceralarini dilimize dolayacagiz uzunca bir süre.
“A.R.O.G”dan Ilginç Notlar:
• Filmde yer alan maymunlari Arjantin'den gelen özel bir ekip canlandirdi. Gerçege çok yakin kostümlerle çekilen maymunlarin görüntüleri üzerinde daha sonra bilgisayarda anime teknolojisiyle oynamalar yapildi.
• Filmde herkesin ten rengi birbirine benzesin diye rol alan oyunculardan bazilari, birkaç seans solaryuma sokuldu.
• Film setinin içinde, oyuncularin, tipki eski çaglardaki gibi vücutlarini kirletmeleri için “kirletme bölümleri” kuruldu.
“Üç Maymun”u Oynamaya Hazir misiniz?
Aldigi ödüllerle, Türk Sinemasi’nin yurtdisindaki prestijini artiran basarili yönetmen Nuri Bilge Ceylan’in son filmi “Üç Maymun” 24 Ekim 2008’de gösterime girecek.
Yeni sinema sezonunun en iddiali filmlerinden biri olan “Üç Maymun”, yönetmenine 61. Uluslararasi Cannes Film Festivali’nde kazandirdigi ‘En Iyi Yönetmen’ ödülünün yani sira; Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Ahmet Rifat Sungar ve Ercan Kesal’dan olusan oyuncu kadrosu ile de dikkat çekiyor.
Kasvetli bir atmosferde geçen, izleyiciyi tedirgin eden sahnelerden olusan fragmani ile ilgi uyandiran “Üç Maymun”da; küçük zaaflari büyük yalanlara dönüstürerek parçalanan bir ailenin, gerçegi örtbas ederek herseye ragmen bir arada kalma çabasi konu ediliyor. Yönetmenin filmde altini çizmek istedigi soru su: Altindan kalkamayacagi acilara ya da sorumluluklara maruz kalmamak adina gerçegi bilmek istememek, onu görmemek, duymamak, hakkinda konusmamak ya da günümüz tabiriyle “Üç Maymun”u oynamak, onun varoldugu gerçegini ortadan kaldirir mi?
Nuri Bilge Ceylan, basarilarinin gölgesinde uykuya dalmaktan kaçinan ve sürekli kendini gelistirmeye çalisan bir yönetmen. 1995 yapimi 'Koza' adli ilk kisa filmiyle Cannes'da yarismaya seçilen, 2003 yilinda 'Uzak' adli filmi ile Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan ve 2006'da 'Iklimler' ile Cannes Film Festivali Büyük Yarisma bölümüne katilip, Fipresci Ödülü’nün sahibi olan Ceylan, 'Üç Maymun'la üçüncü kez ödül alarak bir rekora imza atti.
Türk sinemasinin son dönemdeki en önemli yönetmenlerinden biri olan Nuri Bilge Ceylan, Cannes’da aldigi Altin Palmiye ödülü sonrasinda kürsüde yaptigi kisa ama etkili konusmasinda, “Bu ödülü, tutkuyla sevdigim yalniz ve güzel ülkeme armagan ediyorum” sözleriyle de dikkat çekmisti.
Hazirlayan: Serkan Tavsanoglu

Geçtigimiz günlerde tanitim fragmanini yayinladigimiz “Testere 5” filminin merakla beklenen ilk film görselleri yayinlandi.
Tobin Bell’in bir kez daha Jigsaw rolünde karsimiza çikacagi Testere 5’te, serinin diger filmlerine oranla, kan ve vahset dolu sahnelerin daha çok yer alacagi konusuluyor.
Yönetmenligini David Hackl’in üstlendigi filmin, Ekim 2008’de gösterime girdiginde, yeni bir gise rekoru kiracagi tahmin ediliyor.
Iste “Testere 5”ten ilk kareler:




Sinemalar.com’un sadik kullanicilarindan Premier’in, sinema yazarligina ilgi duyan ve bu alanda deneyim sahibi sinemaseverleri biraraya getirmek amaciyla kurdugu Premier Grup, çalismalarina son sürat devam ediyor.
Premier, bodakedi, project-mayhem, citizen, barrios, serkantav, kadirdotcom, angell ve korewa adli üyelerimizden olusan grup, kuruldugu günden bu yana; vizyondakiler basta olmak üzere, son dönemin popüler filmleri hakkinda yazdiklari elestiri yazilarini sinemaseverler ile paylasiyorlar.
Bu hafta, Premier Grup üyeleri tarafindan kaleme alinan kritikler; zengin içerikleri ve keyifli anlatimlari ile dikkat çekiyor. Haftanin kritiklerine, ana sayfamizda ‘Sineyazilar’ bölümünden ulasabilirsiniz. Merak edenler için iste yazi listesi:
* Hitman: Oyun Konsolundan Beyazperdeye / Yazar: kadirdotcom – Kadir Sevin
* Ölümcül Oyunlar: Hiç Komik Degil / Yazar: kadirdotcom – Kadir Sevin
* Askzede: Romantik Felaketlerle Kirilan Kaliplar… / Yazar: bodakedi – Serkan Murat Kirikci
* Bir Çilginin Içinde: Dave ile Tanismasaniz da Olur! / Yazar: bodakedi – Serkan Murat Kirikci
* Kara Sövalye: Nur Içinde Yat Heath Ledger! / Yazar: citizen – Nuran Akay
Premier Grup'a siz de üye olarak, kritik yazarligi konusunda tecrübeli üyelerimizin yardimiyla, kendi film kritiklerinizi yazabilir ve Sinemalar.com'da yayinlanmasini saglayarak, binlerce sinemasever ile paylasabilirsiniz. Üyelik basvurusunda bulunmak için tiklayin!
